Araİndir
Uygulamayı indirİndir
App Store’dan indirGoogle Play’den indir
Telefonda açmak için
kamerayla okut

4,5 · App Store’da 324 değerlendirme

Kur’an-ı Kerîm · 56. sure

Vâkıa Suresi Oku: Arapça ve Türkçe Meali

سُورَةُ الوَاقِعَةِ

Sure
56. sure
Âyet
96 âyet
İndiği yer
Mekkî

Kâri: Mishary Alafasy · 96 âyet, âyetler sırayla çalar

Âyetlere geç ↓

Kısaca

Vâkıa, Kur’an’ın 56. suresidir; 96 âyettir ve müfessirlerin çoğuna göre Mekke’de inmiştir. Kıyametin mutlaka kopacağını, insanların âhirette üç gruba ayrılacağını ve yaratılıştaki işaretleri anlatır. “Her gece okuyan fakirlik görmez” sözü yaygındır ama sahih değildir.

Son güncelleme:

Kendi hâlini Nûr’a yazVâkıa’yı geçim derdiyle mi arıyorsun? İçinden geçeni Nûr’a yaz; hâline uygun bir esmâ, âyet ve dua bulmana yardım etsin.

Faziletine dair rivayetler (kaynak ve sıhhat)

  • Hz. Ebû Bekir saçlarına erken ak düştüğünü söyleyince Peygamberimiz: “Beni Hûd, Vâkıa, Mürselât, Amme yetesâelûn ve İze’ş-şemsü küvviret sureleri ihtiyarlattı” buyurdu.

    Tirmizî, Tefsîrü’l-Kur’ân (3297); Tirmizî “hasen garîb” der · Sahih
  • Peygamberimizin sabah namazında Vâkıa suresini okuduğu rivayet edilir.

    Ahmed b. Hanbel, Müsned V, 104 (TDV İslâm Ansiklopedisi: sahih kabul edilmiştir) · Sahih
  • “Her gece Vâkıa suresini okuyan kimse fakirlik çekmez.”

    Zemahşerî ve Beyzâvî tefsirlerinde geçer; el-Elbânî, Silsiletü’z-zaîfe nr. 290 (TDV İslâm Ansiklopedisi: sahih değildir) · Zayıf

Zayıf ya da kaynağı bulunmayan rivayetler açıkça işaretlenmiştir. Bu sayfa, belli sayıda okumaya bağlı bir sonuç vaat etmez.

Vâkıa suresi hakkında

Vâkıa, adını ilk âyetteki ve “mutlaka gerçekleşecek olan şey” anlamına gelen kelimeden alır; kastedilen kıyamettir. Birkaç âyetinin Medine’de indiği söylenmişse de müfessirlerin çoğu surenin tamamını Mekkî kabul eder. TDV İslâm Ansiklopedisi, peygamberliğin beşinci ya da altıncı yılında indiğinin tahmin edildiğini belirtir. Ana konusu, ölümden sonra sonsuz bir hayatın başlayacağı ve herkesin orada inancının ve davranışlarının karşılığını bulacağıdır.

Sure iki büyük bölüm hâlinde okunabilir:

  • 1-74. âyetler: Yer şiddetle sarsılır, dağlar toz olup savrulur. O gün insanlar üç gruba ayrılır: imanda ve iyilikte öne geçip Allah’a yaklaştırılanlar, amel defteri sağdan verilen mutlu kimseler ve âhireti inkâr eden soldakiler. Ardından inkârcılara dört soru yöneltilir: Rahimlere düşen hayatı, toprağa atılan tohumu, buluttan inen suyu ve yeşil ağaçtan çıkan ateşi var eden kimdir? İlk yaratılışı kabul edenin, yeniden yaratılışı neden imkânsız gördüğü sorulur.
  • 75-96. âyetler: Yıldızların konumlarına yemin edilir ve bunun, bilenler için büyük bir yemin olduğu söylenir. Yeminin konusu Kur’an’dır: korunmuş bir kitapta bulunan, âlemlerin Rabbinden indirilmiş değerli bir söz. Sure, can boğaza geldiği anı tasvir eder ve okuyucuya, o an ölümü geri çevirebilecek biri var mı diye sorar.

Her iki bölüm de Peygamberimize yüce Rabbinin adını tesbih etmesini emreden âyetle biter. Bu yüzden Vâkıa’yı okuyan, sonunda Allah’ı el-Azîm ismiyle anmaya davet edilir. Sure için ayrıca bir iniş sebebi bildirilmez.

Surede öne çıkan sahneler

Öne geçenler. Surenin ilk kısmında en yüksek derece, imanda ve iyilikte başkalarını beklemeden öne atılanlara verilir. Âyetler bu grubun önceki nesillerde kalabalık, sonrakilerde ise az olduğunu söyler. Bu ifade, iyilikte acele etmenin ne kadar değerli olduğunu hissettirir.

Ekin ve su. İnsan tohumu toprağa atar, ama onu yeşerten kendisi değildir. İçtiği suyu buluttan kendisi indirmez. Sure bu gündelik nimetleri tek tek sayarak okuyucuyu şükre ve tevazuya çağırır; dilerse Allah’ın bunları bir anda kuru çöpe ya da tuzlu suya çevirebileceğini hatırlatır.

Son nefes. 83-87. âyetler can boğaza dayandığında başucunda bekleyenlerin çaresizliğini anlatır. O anda insanı en iyi bilen ve ona en yakın olan Allah’tır. Bu sahne, ölümü bir yasak konu gibi değil, hayatı anlamlı kılan bir gerçek olarak düşünmeye davet eder.

Fazileti hakkında ne biliyoruz?

Vâkıa’ya dair en sağlam haber dolaylıdır ama çok anlamlıdır. Hz. Ebû Bekir, Peygamberimizin saçlarına erken ak düştüğünü söyleyince o, Hûd, Vâkıa, Mürselât, Nebe ve Tekvîr surelerinin kendisini ihtiyarlattığını söylemiştir (Tirmizî 3297). Bu surelerin ortak noktası kıyamet ve âhiret sahneleridir. Peygamberimizin sabah namazında Vâkıa okuduğunu bildiren rivayet de sahih kabul edilmiştir.

Türkiye’de en çok bilinen fazilet cümlesi ise “Her gece Vâkıa okuyan fakirlik görmez” sözüdür. TDV İslâm Ansiklopedisi bu sözün sahih olmadığını, sure hakkında aktarılan başka bazı rivayetlerin de sıhhatinin tespit edilemediğini belirtir. Bunu bilmek, Vâkıa okumayı bırakmak için değil, onu doğru niyetle okumak içindir: sure zenginlik formülü değil, âhireti hatırlatan bir uyarıdır.

Vâkıa suresi ne zaman okunur?

Belirli bir vakit şartı yoktur. Sabah namazında okunduğuna dair sahih rivayet, sureyi sabah vaktiyle ilişkilendirmek isteyenler için güzel bir dayanaktır. Akşam ya da gece okumak da elbette mümkündür; yeter ki bir sonuç vaadine bağlanmasın.

Vâkıa’yı geçim sıkıntısı sebebiyle arıyorsan, sünnette rızık için öğretilen sahih duaları rızık duası sayfasında bulabilirsin. Borç yükü seni bunaltıyorsa borcum var sayfasında hem dualar hem de atılabilecek somut adımlar var. Vâkıa’yı ise asıl mesajıyla okumak, dünyanın darlığı karşısında kalbi genişletir: her şeyin bir hesabı ve bir sonu vardır.

Doğru bilinen yanlışlar

Halk arasında yaygın, kaynağı bulunmayanlar

  • “Vâkıa suresini her gece okuyan asla fakirlik görmez; rızık ve zenginlik için Vâkıa okunur.”

    Bu söz Peygamberimize nispet edilerek bazı tefsirlerde geçer, fakat hadis âlimleri sahih olmadığını belirtmiştir. Vâkıa’nın konusu rızık değil, âhirettir. Rızık için Kur’an ve sünnette öğretilen dualar ayrıca vardır; çalışmak, dua etmek ve tevekkül bir aradadır. Vâkıa’yı okumak elbette sevaptır, ama bir gelir vaadi gibi sunulamaz.

    TDV İslâm Ansiklopedisi, Vâkıa Sûresi (el-Elbânî’ye atıfla)

Sık sorulanlar

Vâkıa suresi ne zaman okunur?

Sünnette Vâkıa için bağlayıcı bir vakit yoktur. Peygamberimizin sabah namazında Vâkıa okuduğunu bildiren rivayet sahih kabul edilmiştir (Müsned V, 104). “Her gece okuyan fakir düşmez” rivayeti ise sahih değildir; bu yüzden gece okumayı rızık şartına bağlamamak gerekir. Dilediğin vakit okuyabilirsin.

Vâkıa suresi kaç âyettir, kaç sayfadır?

Vâkıa suresi 96 âyettir ve Kur’an’ın 56. suresidir. 27. cüzde yer alır; yaygın mushaf baskısında üç sayfadan biraz fazla tutar. Müfessirlerin çoğuna göre Mekke döneminde, peygamberliğin beşinci ya da altıncı yılında inmiştir.

Vâkıa suresinin fazileti nedir, okuyan zengin olur mu?

Peygamberimiz Vâkıa’nın da aralarında bulunduğu surelerin kendisini ihtiyarlattığını söylemiştir (Tirmizî 3297); bu, surenin anlattığı kıyamet sahnelerinin ağırlığını gösterir. Okuyanın fakirlik görmeyeceğini bildiren söz ise sahih değildir. Vâkıa okumak sevaptır, ama zenginlik vaadi taşımaz.

Vâkıa ne demek, sure ne anlatır?

Vâkıa “mutlaka gerçekleşecek olan olay” demektir ve kıyameti ifade eder. Sure, o gün insanların öne geçenler, sağdakiler ve soldakiler olarak üç gruba ayrılacağını anlatır; tohum, yağmur ve ateş örnekleriyle yeniden dirilişin imkânını gösterir. Türkçe meal bu sayfada âyet âyet yer alır.

🤲 Bu sureyi bir derdin için mi okuyorsun?Vâkıa’yı geçim derdiyle mi arıyorsun? İçinden geçeni Nûr’a yaz; hâline uygun bir esmâ, âyet ve dua bulmana yardım etsin.Nûr’a anlat →Yazdığın hiçbir yere gönderilmez.

Vâkıa Suresi Arapça ve Türkçe meali

Türkçe meal: Rowwad Tercüme Merkezi, QuranEnc.com, sürüm 1.0.4 · Arapça: Tanzil Project

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ

    Kıyamet koptuğu zaman.

  2. لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ

    Onun gerçekleşmesine artık yalan diyecek yoktur.

  3. خَافِضَةٌۭ رَّافِعَةٌ

    O; alçaltıcı, yükselticidir.

  4. إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّۭا

    Yer şiddetle sarsılınca.

  5. وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّۭا

    Dağlar paramparça olduğunda.

  6. فَكَانَتْ هَبَآءًۭ مُّنۢبَثًّۭا

    Derken toz toprak halinde dağılıp savrulduğu zaman.

  7. وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًۭا ثَلَٰثَةًۭ

    Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman.

  8. فَأَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ

    Sağdakiler, (ne mutlu) o sağdakilere!

  9. وَأَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ

    Soldakiler, ne bahtsızdır onlar!

  10. وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ

    (Hayırda) önde olanlar, öncülerdir.

  11. أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ

    İşte onlar, yakınlaştırılmış olanlardır.

  12. فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

    Onlar Naim Cennetleri'ndedirler.

  13. ثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

    Bir çoğu öncekilerdendir.

  14. وَقَلِيلٌۭ مِّنَ ٱلْءَاخِرِينَ

    Birazı da sonrakilerdendir.

  15. عَلَىٰ سُرُرٍۢ مَّوْضُونَةٍۢ

    (Altın ile) işlenmiş tahtlar üzerindedirler.

  16. مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَٰبِلِينَ

    Karşılıklı olarak oturup yaslanırlar.

  17. يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌۭ مُّخَلَّدُونَ

    Onların etrafında ölümsüz genç hizmetçiler dolaşır.

  18. بِأَكْوَابٍۢ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍۢ مِّن مَّعِينٍۢ

    Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler.

  19. لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ

    Ondan başları da ağrımaz ve akılları da giderilmez.

  20. وَفَٰكِهَةٍۢ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ

    Beğendikleri meyveler.

  21. وَلَحْمِ طَيْرٍۢ مِّمَّا يَشْتَهُونَ

    Canlarının çektiği kuş etleri.

  22. وَحُورٌ عِينٌۭ

    Ve iri gözlü huriler.

  23. كَأَمْثَٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ

    Saklı inciler gibi.

  24. جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    İşledikleri amellere karşılık olarak (verilir.)

  25. لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًۭا وَلَا تَأْثِيمًا

    Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.

  26. إِلَّا قِيلًۭا سَلَٰمًۭا سَلَٰمًۭا

    Söylenen; yalnızca "Selâm, selâm!" dır.

  27. وَأَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ

    Sağdakiler, (ne mutlu) o sağdakilere!

  28. فِى سِدْرٍۢ مَّخْضُودٍۢ

    Dikensiz sedir ağaçlarında.

  29. وَطَلْحٍۢ مَّنضُودٍۢ

    Salkım salkım muz ağaçlarında.

  30. وَظِلٍّۢ مَّمْدُودٍۢ

    Uzamış gölgeler.

  31. وَمَآءٍۢ مَّسْكُوبٍۢ

    Çağlayarak akan sular.

  32. وَفَٰكِهَةٍۢ كَثِيرَةٍۢ

    Bir çok meyveler.

  33. لَّا مَقْطُوعَةٍۢ وَلَا مَمْنُوعَةٍۢ

    Bitip tükenmeyen ve yasaklanmayan.

  34. وَفُرُشٍۢ مَّرْفُوعَةٍ

    Ve yüksek döşekler içindedirler.

  35. إِنَّآ أَنشَأْنَٰهُنَّ إِنشَآءًۭ

    Biz, o hurileri yeni bir yaratılışla yarattık.

  36. فَجَعَلْنَٰهُنَّ أَبْكَارًا

    Onları bakireler kıldık.

  37. عُرُبًا أَتْرَابًۭا

    Eşlerine düşkün ve yaşıt.

  38. لِّأَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ

    Sağ taraftakiler için.

  39. ثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

    Bir çoğu öncekilerden.

  40. وَثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْءَاخِرِينَ

    Bir çoğu da sonrakilerdendir.

  41. وَأَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ

    Soldakiler, ne bahtsızdır onlar!

  42. فِى سَمُومٍۢ وَحَمِيمٍۢ

    İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde.

  43. وَظِلٍّۢ مِّن يَحْمُومٍۢ

    Simsiyah bir duman gölgesinde.

  44. لَّا بَارِدٍۢ وَلَا كَرِيمٍ

    Ne bir serinlik, ne de bir güzellik!

  45. إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ

    Çünkü onlar, bundan önce (arzularının hoşuna giden şeyler içinde) şımarmış kimselerdi.

  46. وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ

    Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.

  47. وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

    "Biz ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra tekrar mı dirileceğiz?" diyorlardı.

  48. أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

    "Daha önceki atalarımız da mı?"

  49. قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْءَاخِرِينَ

    De ki: "Hem öncekiler, hem sonrakiler."

  50. لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ

    Belli bir günün, belli bir vaktinde bir araya getirileceksiniz.

  51. ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ

    Sonra gerçekten sizler ey sapıklar, yalanlayıcılar!

  52. لَءَاكِلُونَ مِن شَجَرٍۢ مِّن زَقُّومٍۢ

    Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.

  53. فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

    Karınlarınızı hep ondan dolduracaksınız.

  54. فَشَٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ

    Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz.

  55. فَشَٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ

    Susamış develerin içişi gibi içeceksiniz.

  56. هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ

    İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.

  57. نَحْنُ خَلَقْنَٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ

    Sizi biz yarattık. (Tekrardan yaratılışı) tasdik etmeniz gerekmez mi ?

  58. أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ

    Akıttığınız meniyi gördünüz mü?

  59. ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَٰلِقُونَ

    Onu siz mi yaratıyorsunuz? Yoksa yaratan biz miyiz?

  60. نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

    Aranızda ölümü takdir eden biziz. Bizler aciz de değiliz.

  61. عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ

    Yerinize benzerlerinizi getirip, değiştirmek ve sizi bilemediğiniz bir şekilde yeniden yaratmak hususunda.

  62. وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ

    Andolsun ki ilk yaratmayı bildiniz. O halde düşünüp öğüt almanız gerekmez mi?

  63. أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ

    Ektiğiniz şeyleri gördünüz mü?

  64. ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ

    Onu siz mi bitiriyorsunuz? Yoksa bitiren biz miyiz?

  65. لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَٰهُ حُطَٰمًۭا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ

    Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık; siz de şaşırıp kalırdınız.

  66. إِنَّا لَمُغْرَمُونَ

    Doğrusu borç altına girdik.

  67. بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

    "Daha doğrusu biz yoksul bırakıldık (dersiniz)."

  68. أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ

    İçtiğiniz suyu gördünüz mü?

  69. ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ

    Onu buluttan siz mi indirdiniz? Yoksa indiren biz miyiz?

  70. لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَٰهُ أُجَاجًۭا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ

    Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?

  71. أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ

    Tutuşturup, yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü?

  72. ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ

    Onun ağacını siz mi yarattınız? Yoksa yaratan biz miyiz?

  73. نَحْنُ جَعَلْنَٰهَا تَذْكِرَةًۭ وَمَتَٰعًۭا لِّلْمُقْوِينَ

    Biz onu, bir ibret ve gelip geçen yolcuların istifadesi için yarattık.

  74. فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

    O halde sen, Yüce Rabbinin adını tesbih et!

  75. ۞ فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ

    Yıldızların yerlerine yemin ederim ki!

  76. وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌۭ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ

    Eğer bilirseniz, gerçekten bu büyük bir yemindir.

  77. إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌۭ كَرِيمٌۭ

    Şüphesiz bu, değerli bir Kur'an'dır.

  78. فِى كِتَٰبٍۢ مَّكْنُونٍۢ

    Gizli/korunmuş bir kitaptadır.

  79. لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ

    Ona ancak temizlenmiş olanlar dokunabilir.

  80. تَنزِيلٌۭ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

  81. أَفَبِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ

    Şimdi siz, bu sözü mü yalanlıyorsunuz?

  82. وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ

    Onu yalanlayarak mı size verilen nimete şükrediyorsunuz?

  83. فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ

    Hani can boğaza gelip dayandığında.

  84. وَأَنتُمْ حِينَئِذٍۢ تَنظُرُونَ

    O vakit siz bakıp durursunuz.

  85. وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ

    Biz; ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.

  86. فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ

    Madem ki (tekrardan dirilip) ceza görmeyecekmişsiniz.

  87. تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

    Eğer doğru söylüyor iseniz, onu (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize!

  88. فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ

    Eğer o (ölen kişi), yakın kılınanlardan ise.

  89. فَرَوْحٌۭ وَرَيْحَانٌۭ وَجَنَّتُ نَعِيمٍۢ

    Ona rahatlık, güzel rızık ve Naim Cenneti vardır.

  90. وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ

    Eğer o, sağdakilerden ise.

  91. فَسَلَٰمٌۭ لَّكَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ

    Ey sağdaki! Sana selam olsun!

  92. وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ

    Eğer o, yalanlayan sapıklardan ise.

  93. فَنُزُلٌۭ مِّنْ حَمِيمٍۢ

    İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.

  94. وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ

    Ve (onun sonu) Cehennem'e atılmaktır.

  95. إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ

    Şüphe yok ki, kesin gerçek işte budur.

  96. فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

    O halde sen, Yüce Rabbinin adını tesbih et!

İlgili esmalar

99 isim

İlgili dualar

Diğer sureler

Bunlara da bakabilirsin

Kaynaklar

  1. Kur’anVâkıa suresi, Rowwad Tercüme Merkezi meali (QuranEnc.com)
  2. Hadis · sahihTirmizî, Tefsîrü’l-Kur’ân (3297)
  3. Hadis · hasenTirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân (2910): her harfe on sevap
  4. TDV İslâm AnsiklopedisiTDV İslâm Ansiklopedisi: Vâkıa Sûresi

Bağlantılar 26 Ekim 2026 tarihinde açılıp kontrol edildi. Âyet anlamları özet niteliğindedir; tam meal için kaynak bağlantısına bakılabilir. Hadis dereceleri hadis âlimlerinin değerlendirmelerinden aktarılmıştır.

Dinî hüküm için Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu açıklamalarına başvurulabilir.

Esma’yı indir★ 4,5 · Zikir, dua ve Nûr cebindeİndir