Kur’an-ı Kerîm · 36. sure
Yâsîn Suresi Oku: Arapça ve Türkçe Meali
سُورَةُ يسٓ
- Sure
- 36. sure
- Âyet
- 83 âyet
- İndiği yer
- Mekkî
Kâri: Mishary Alafasy · 83 âyet, âyetler sırayla çalar
Âyetlere geç ↓Kısaca
Yâsîn, Kur’an’ın 36. suresidir; 83 âyettir ve Mekke döneminin ortalarında inmiştir. Tevhid, peygamberlik ve âhiret inancını tabiattaki işaretlerle anlatır; elçilerini yalanlayan bir şehir halkının kıssasını içerir. “Kur’an’ın kalbi” sözü yaygındır ama dayandığı rivayet zayıftır (Tirmizî 2887).
Son güncelleme:
Faziletine dair rivayetler (kaynak ve sıhhat)
“Yâsîn suresini geceleyin okuyanın günahları bağışlanır.”
Dârimî, Fezâilü’l-Kur’ân 21 (TDV İslâm Ansiklopedisi’nin aktarımıyla) · DİA’ya göre sahih görülmüş“Her şeyin bir kalbi vardır; Kur’an’ın kalbi Yâsîn’dir. Onu okuyana on kez Kur’an okumuş gibi sevap yazılır.”
Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân (2887); Tirmizî “garîb” der, râvilerinden biri tanınmıyor; el-Elbânî uydurma (mevzû) sayar · Zayıf“Ölülerinize (ölmek üzere olanlara) Yâsîn okuyun.”
Ebû Dâvûd, Cenâiz (3121) · İbn Mâce 1448 · Zayıf“41 Yâsîn okuyanın dileği gerçekleşir.”
Hiçbir hadis kaynağında yoktur · Kaynağı yok
Zayıf ya da kaynağı bulunmayan rivayetler açıkça işaretlenmiştir. Bu sayfa, belli sayıda okumaya bağlı bir sonuç vaat etmez.
Yâsîn suresi hakkında
Yâsîn, adını ilk âyetini oluşturan iki harften alır. Bu harflerin anlamı hakkında farklı görüşler vardır; TDV İslâm Ansiklopedisi en güçlü ihtimalin bunun Peygamberimize bir hitap olduğunu belirtir. Sure Mekke döneminin ortalarında inmiştir. 12. âyetin Medine’de indiği söylenmişse de bu görüş kabul görmemiştir.
Yâsîn, İslam inancının üç temelini bir arada işler: Allah’ın birliği, peygamberlik ve âhiret. Ansiklopedi sureyi dört bölümde inceler:
- Peygamberlik ve vahiy (1-12): Kur’an’a yemin edilerek Peygamberimizin doğru yolda olduğu bildirilir. Kalbini gerçeğe kapatanların uyarıdan etkilenmeyeceği, herkesin yaptığının ve geride bıraktığı izlerin kayda geçtiği hatırlatılır.
- Bir şehrin kıssası (13-32): Bir yerleşim yerine önce iki, sonra bir üçüncü elçi gönderilir. Halk onları yalanlar ve tehdit eder. Şehrin uzak bir köşesinden koşarak gelen bir adam, halkını elçilere uymaya çağırır. Müfessirler şehri Antakya diye yorumlamışsa da ansiklopedi bu yorumu tarih bakımından isabetli bulmaz; kıssanın amacı yer ve isim bildirmek değil ibret vermektir.
- Tabiattaki işaretler (33-47): Kurumuş toprağın canlanması, gece ile gündüzün birbirini izlemesi, güneşin ve ayın kendi yörüngesinde yüzmesi, yüklü gemilerin denizde batmadan ilerlemesi.
- Âhiret (48-83): Kıyametin ansızın kopacağı, cennet ehlinin hâli ve inkârcıların pişmanlığı anlatılır. Sure, çürümüş kemikleri kimin dirilteceğini soran kişiye verilen cevapla biter: ilk defa yaratan, yeniden de yaratır.
Surenin son kısmı bu yüzden el-Muhyî (hayat veren) ve yaratan anlamındaki el-Hâlık isimleriyle birlikte okunabilir; 81. âyet Allah’ı durmaksızın yaratan (el-Hallâk) ve her şeyi bilen olarak anar.
Anlayarak okumak için üç durak
- Koşarak gelen adam (20-27): Halkını elçilere uymaya çağıran adam, müfessirlerin ve TDV İslâm Ansiklopedisi’nin aktardığına göre bu yüzden öldürülür. Âyetler onun son düşüncesini aktarır: kendisine gösterilen ikramı halkı da bilsin ister. Kendisine zarar verenlere bile iyilik dileyen bu tavır, kıssanın en çok düşündüren yeridir.
- Konuşan eller (65): Hesap gününde ağızlar mühürlenir, insanın elleri ve ayakları yaptıklarına şahitlik eder. Âyet, gizli kalacağını sandığımız işlerin de kayıtta olduğunu hatırlatır.
- “Ol” demesi yeter (82): Allah bir şeyi dilediğinde “ol” buyruğu onun var olmasına yeter. Ölülerin diriltilmesini akla sığdıramayanlara sure bu cevapla seslenir: yoktan var eden için yeniden var etmek zor değildir.
Fazileti hakkında ne biliyoruz?
Yâsîn hakkında pek çok fazilet rivayeti dolaşır, ama bunların sıhhati birbirinden farklıdır. TDV İslâm Ansiklopedisi, geceleyin okuyanın günahlarının bağışlanacağını bildiren Dârimî rivayetinin sahih görüldüğünü aktarır. Buna karşılık sureyi “Kur’an’ın kalbi” olarak niteleyen ve onu okumayı on hatme denk tutan rivayet zayıftır. “Ölülerinize Yâsîn okuyun” rivayeti de zayıf kabul edilmiştir.
Bu ayrımı yapmak Yâsîn’in değerini küçültmez. Bir rivayetin zayıf olması, surenin Allah’ın kelâmı olduğunu ve okumanın sevabını değiştirmez; Kur’an’ın her harfi okunduğunda sevap yazılır (Tirmizî 2910). Zayıf rivayeti “Peygamberimiz böyle buyurdu” diye kesin bir dille aktarmamak ise sünnete saygının gereğidir.
Yâsîn suresi ne zaman okunur?
Sünnette Yâsîn için belirlenmiş bir vakit yoktur. Türkiye’de cuma geceleri, kandillerde, hasta ve vefat eden yakınlar için Yâsîn okumak köklü bir gelenektir. Bu geleneğin bir kısmı zayıf rivayetlere dayanır; bu yüzden onu bir zorunluluk ya da belli bir sonucun şartı gibi görmemek gerekir. Gece okumak istersen Dârimî’deki rivayet buna güzel bir teşvik olur.
Bir yakınını kaybettiysen Yâsîn okurken vefat eden için dua sayfasındaki sahih duaları da okuyabilirsin. Surenin anlamını takip etmek için aşağıdaki âyet âyet meali Arapçayla birlikte dinlemek, okumayı ezber tekrarından anlamaya taşır. Her seferinde bir bölümü meal ile okumak, surenin dört ana konusunu zamanla zihninde netleştirir.
Doğru bilinen yanlışlar
Halk arasında yaygın, kaynağı bulunmayanlar
“41 Yâsîn okunursa dilek kabul olur; belli bir dilek için Yâsîn’i 3, 7 ya da 41 kez okumak gerekir.”
Yâsîn’i belli bir sayıda okumayı belli bir dileğe bağlayan hiçbir hadis yoktur. Toplu okuma ve dua geleneği iyi niyetle yaşatılır; ancak sayıya bağlı bir sonuç vaat edilemez. Kur’an’ı okumak her harfiyle sevaptır (Tirmizî 2910); dileğini ise doğrudan Allah’a dua ederek söyleyebilirsin.
Tirmizî 2910 (hasen) · sayıya bağlı rivayet hadis kaynaklarında bulunamadı
“Yâsîn yalnızca ölünün ardından ya da kabirde okunur.”
Ölmek üzere olanlara ve ölülere Yâsîn okunmasını tavsiye eden rivayetler zayıf kabul edilmiştir. Yâsîn, hayattaki insana tevhidi, peygamberliği ve âhireti anlatan bir suredir; her gün, her vesileyle okunabilir.
Ebû Dâvûd 3121 · İbn Mâce 1448 · TDV İslâm Ansiklopedisi
Sık sorulanlar
Yâsîn suresi ne zaman okunur?
Yâsîn’i okumak için sünnette bağlayıcı bir vakit yoktur; günün her saatinde okunabilir. TDV İslâm Ansiklopedisi, geceleyin okuyanın bağışlanacağını bildiren Dârimî rivayetinin sahih görüldüğünü aktarır. Cuma geceleri ve vefat sonrası okuma ise halk arasında yaygın geleneklerdir; ölülere ve ölmek üzere olanlara Yâsîn okunmasını tavsiye eden rivayetler zayıf sayılmıştır.
Yâsîn suresi kaç âyettir?
Yâsîn suresi 83 âyettir ve mushaftaki 36. suredir. Mekke döneminin ortalarında inmiştir. 22. cüzün sonunda başlar, 28. âyetten itibaren 23. cüzde devam eder.
Yâsîn suresinin fazileti nedir?
Geceleyin okuyanın günahlarının bağışlanacağını bildiren rivayet (Dârimî) TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre sahih görülmüştür. “Kur’an’ın kalbi” ve “ölülerinize Yâsîn okuyun” rivayetleri ise zayıftır. Bunlardan bağımsız olarak Kur’an okumanın her harfine sevap vardır (Tirmizî 2910).
Yâsîn suresinin anlamı nedir, ne anlatır?
“Yâsîn” iki harften oluşur ve büyük ihtimalle Peygamberimize bir hitaptır. Sure dört bölümde Peygamberliği, elçilerini yalanlayan bir şehrin kıssasını, tabiattaki ilahî işaretleri ve öldükten sonra dirilişi anlatır. Âyetlerin Türkçe meali bu sayfada âyet âyet okunabilir.
Yâsîn Suresi Arapça ve Türkçe meali
Türkçe meal: Rowwad Tercüme Merkezi, QuranEnc.com, sürüm 1.0.4 · Arapça: Tanzil Project
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
يسٓ
Yâ Sîn.[1]
[1] Bkz: Bakara Suresi 1. ayetinin dipnotu.
وَٱلْقُرْءَانِ ٱلْحَكِيمِ
Hakîm olan Kur'an'a yemin olsun!
إِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Şüphesiz sen elbette gönderilen rasûllerdensin.
عَلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ
Dosdoğru bir yol üzerinesin.
تَنزِيلَ ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ
(Bu Kur'an) üstün, güçlü ve çok merhametli olan (Allah) tarafından indirilmiştir.
لِتُنذِرَ قَوْمًۭا مَّآ أُنذِرَ ءَابَآؤُهُمْ فَهُمْ غَٰفِلُونَ
Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için (bu kitap indirilmiştir.)
لَقَدْ حَقَّ ٱلْقَوْلُ عَلَىٰٓ أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler.
إِنَّا جَعَلْنَا فِىٓ أَعْنَٰقِهِمْ أَغْلَٰلًۭا فَهِىَ إِلَى ٱلْأَذْقَانِ فَهُم مُّقْمَحُونَ
Biz, onların boyunlarına halkalar geçirdik. O halkalar çenelere kadar dayanmaktadır. Bu yüzden başları yukarı kalkıktır.
وَجَعَلْنَا مِنۢ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّۭا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّۭا فَأَغْشَيْنَٰهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ
Biz onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çektik. Böylelikle onları örtüverdik, artık görmezler.
وَسَوَآءٌ عَلَيْهِمْ ءَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Kâfirlere gelince; onları uyarsan da uyarmasan da birdir, iman etmezler.
إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلذِّكْرَ وَخَشِىَ ٱلرَّحْمَٰنَ بِٱلْغَيْبِ ۖ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍۢ وَأَجْرٍۢ كَرِيمٍ
Sen, ancak zikre (Kur'an'a) uyan ve görmeden Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte böylesini bir mağfiret ve güzel bir mükâfatla müjdele.
إِنَّا نَحْنُ نُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا۟ وَءَاثَٰرَهُمْ ۚ وَكُلَّ شَىْءٍ أَحْصَيْنَٰهُ فِىٓ إِمَامٍۢ مُّبِينٍۢ
Muhakkak biz ölüleri diriltiriz. Onların ileri gönderdiklerini de, geride bıraktıklarını (izlerini) da yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfûz'da) sayıp yazmışızdır.
وَٱضْرِبْ لَهُم مَّثَلًا أَصْحَٰبَ ٱلْقَرْيَةِ إِذْ جَآءَهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
Onlara, şu şehir halkını misal getir: Hani onlara elçiler gelmişti.
إِذْ أَرْسَلْنَآ إِلَيْهِمُ ٱثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍۢ فَقَالُوٓا۟ إِنَّآ إِلَيْكُم مُّرْسَلُونَ
Hani onlara iki elçi göndermiştik de onları yalanlamışlardı. Bir üçüncüsü ile onlara destek vermiştik. (Onlar:) "Biz, size gönderilen elçileriz." demişlerdi.
قَالُوا۟ مَآ أَنتُمْ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُنَا وَمَآ أَنزَلَ ٱلرَّحْمَٰنُ مِن شَىْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا تَكْذِبُونَ
Elçilere dediler ki: Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahman, herhangi bir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.
قَالُوا۟ رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّآ إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ
Elçiler ise: "Rabbimiz biliyor ki biz, size gönderilen elçileriz." diye karşılık verdiler.
وَمَا عَلَيْنَآ إِلَّا ٱلْبَلَٰغُ ٱلْمُبِينُ
"Bizim görevimiz apaçık tebliğden başka bir şey değildir."
قَالُوٓا۟ إِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ ۖ لَئِن لَّمْ تَنتَهُوا۟ لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
Onlar dediler ki: "Doğrusu siz, bize uğursuz geldiniz. Eğer bu işe bir son vermezseniz, sizi taşlarız ve bizden size acı bir azap dokunur."
قَالُوا۟ طَٰٓئِرُكُم مَّعَكُمْ ۚ أَئِن ذُكِّرْتُم ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌۭ مُّسْرِفُونَ
(Elçiler) dediler ki: "Sizin uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Doğrusu siz çok ileri giden bir topluluksunuz".
وَجَآءَ مِنْ أَقْصَا ٱلْمَدِينَةِ رَجُلٌۭ يَسْعَىٰ قَالَ يَٰقَوْمِ ٱتَّبِعُوا۟ ٱلْمُرْسَلِينَ
Derken beldenin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve; "Ey kavmim! Bu elçilere uyunuz." dedi.
ٱتَّبِعُوا۟ مَن لَّا يَسْـَٔلُكُمْ أَجْرًۭا وَهُم مُّهْتَدُونَ
Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tabi olun. Çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir.
وَمَا لِىَ لَآ أَعْبُدُ ٱلَّذِى فَطَرَنِى وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Ben, beni yaratana ne diye ibadet etmeyecekmişim? Üstelik siz yalnız ona döndürüleceksiniz.
ءَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةً إِن يُرِدْنِ ٱلرَّحْمَٰنُ بِضُرٍّۢ لَّا تُغْنِ عَنِّى شَفَٰعَتُهُمْ شَيْـًۭٔا وَلَا يُنقِذُونِ
“O’nu bırakıp da başka ilahlar mı edineyim? Eğer Rahman; bana bir zarar vermek istese, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar.”
إِنِّىٓ إِذًۭا لَّفِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍ
Bu takdirde ben muhakkak apaçık bir sapıklık içinde olurum.
إِنِّىٓ ءَامَنتُ بِرَبِّكُمْ فَٱسْمَعُونِ
"Şüphesiz ben; Rabbinize iman ettim. Beni dinleyin!"
قِيلَ ٱدْخُلِ ٱلْجَنَّةَ ۖ قَالَ يَٰلَيْتَ قَوْمِى يَعْلَمُونَ
Ona: "Cennet'e gir!" denildi. O da: "Keşke kavmim bilseydi." dedi.
بِمَا غَفَرَ لِى رَبِّى وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُكْرَمِينَ
"Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama layık kimselerden kıldığını."
۞ وَمَآ أَنزَلْنَا عَلَىٰ قَوْمِهِۦ مِنۢ بَعْدِهِۦ مِن جُندٍۢ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ
Kendisinden sonra kavmi üzerine (onları cezalandırmak için) gökten hiçbir ordu indirmedik. İndirecek de değildik.
إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةًۭ وَٰحِدَةًۭ فَإِذَا هُمْ خَٰمِدُونَ
(Onları helâk eden) Korkunç sesten başka bir şey değildi. Bir anda sönüp gittiler.
يَٰحَسْرَةً عَلَى ٱلْعِبَادِ ۚ مَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Yazıklar olsun o kullara! Ne zaman kendilerine bir peygamber gelse muhakkak onunla alay ederlerdi.
أَلَمْ يَرَوْا۟ كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنَ ٱلْقُرُونِ أَنَّهُمْ إِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ
Kendilerinden önce nice nesilleri helâk ettiğimizi görmüyorlar mı? Onların artık kendilerine dönmeyeceklerini görmediler mi?
وَإِن كُلٌّۭ لَّمَّا جَمِيعٌۭ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ
Ve hepsi toplanıp huzurumuza çıkarılacaklardır.
وَءَايَةٌۭ لَّهُمُ ٱلْأَرْضُ ٱلْمَيْتَةُ أَحْيَيْنَٰهَا وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّۭا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ
Ölü toprak onlar için bir delildir. Biz, onu diriltir ve ondan taneler çıkarırız da onlardan yerler.
وَجَعَلْنَا فِيهَا جَنَّٰتٍۢ مِّن نَّخِيلٍۢ وَأَعْنَٰبٍۢ وَفَجَّرْنَا فِيهَا مِنَ ٱلْعُيُونِ
Biz, yeryüzünde nice hurma bahçeleri, üzüm bağları yarattık ve oralarda birçok pınarlar fışkırttık.
لِيَأْكُلُوا۟ مِن ثَمَرِهِۦ وَمَا عَمِلَتْهُ أَيْدِيهِمْ ۖ أَفَلَا يَشْكُرُونَ
Ürünlerinden ve yetiştirdiklerinden yesinler diye. Hâlâ şükretmiyorlar mı?
سُبْحَٰنَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْأَزْوَٰجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلْأَرْضُ وَمِنْ أَنفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ
Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah) çok münezzehtir.
وَءَايَةٌۭ لَّهُمُ ٱلَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ ٱلنَّهَارَ فَإِذَا هُم مُّظْلِمُونَ
Gece de kendileri için bir delildir. Gündüzü ondan sıyırarak çekip alırız. Bir de bakarsın ki karanlık içinde kalmışlardır.
وَٱلشَّمْسُ تَجْرِى لِمُسْتَقَرٍّۢ لَّهَا ۚ ذَٰلِكَ تَقْدِيرُ ٱلْعَزِيزِ ٱلْعَلِيمِ
Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. İşte bu, Azîz ve Alîm olan Allah'ın takdiridir.
وَٱلْقَمَرَ قَدَّرْنَٰهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَٱلْعُرْجُونِ ٱلْقَدِيمِ
Ay için de birtakım menziller (yörüngeler) tayin ettik. Nihayet o, eğri hurma dalı gibi (hilâl) olur da geri döner.
لَا ٱلشَّمْسُ يَنۢبَغِى لَهَآ أَن تُدْرِكَ ٱلْقَمَرَ وَلَا ٱلَّيْلُ سَابِقُ ٱلنَّهَارِ ۚ وَكُلٌّۭ فِى فَلَكٍۢ يَسْبَحُونَ
Ne Güneş Ay'a yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.
وَءَايَةٌۭ لَّهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
Onların soylarını dolu gemide taşımamız da onlar için bir delildir.
وَخَلَقْنَا لَهُم مِّن مِّثْلِهِۦ مَا يَرْكَبُونَ
Ve onlar için bindikleri daha başka taşıtlar da yarattık.
وَإِن نَّشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرِيخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنقَذُونَ
Eğer dilersek, onları suda boğarız da kimse de yardımlarına gelemez. İşte o zaman onlar için bir kurtuluş da yoktur.
إِلَّا رَحْمَةًۭ مِّنَّا وَمَتَٰعًا إِلَىٰ حِينٍۢ
Ancak bizim tarafımızdan bir rahmet ve belli bir zamana kadar dünyadan faydalandırmamız müstesnadır.
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّقُوا۟ مَا بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Önünüzdekinden ve arkanızdakinden (dünya ve ahiret azabından) sakının. Umulur ki, size merhamet olunur denildiğinde (yüz çevirirler).
وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ ءَايَةٍۢ مِّنْ ءَايَٰتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ
Onlara, ne zaman Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelse mutlaka ondan yüz çevirirler.
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنفِقُوا۟ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَنُطْعِمُ مَن لَّوْ يَشَآءُ ٱللَّهُ أَطْعَمَهُۥٓ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍۢ
Kendilerine; "Allah’ın size verdiği rızıklardan infak edin!" denildiği zaman kâfirler, iman edenlere derler ki; "Allah'ın dilediği takdirde yedirip doyuracağı kişiyi acaba biz mi doyuracağız? Gerçekten siz apaçık bir sapıklık içindesiniz.”
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
"Eğer, doğru söylüyorsanız bu vaat/tehdit ne zaman?" derler.
مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةًۭ وَٰحِدَةًۭ تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ
Onlar, birbirleriyle çekişip dururken kendilerini ansızın yakalayacak korkunç bir sesi bekliyorlar.
فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةًۭ وَلَآ إِلَىٰٓ أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ
İşte o anda onlar; ne bir vasiyette bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.
وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ ٱلْأَجْدَاثِ إِلَىٰ رَبِّهِمْ يَنسِلُونَ
Sur'a üflenince, hemen kabirlerinden Rablerine doğru koşarak çıkarlar.
قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا مَنۢ بَعَثَنَا مِن مَّرْقَدِنَا ۜ ۗ هَٰذَا مَا وَعَدَ ٱلرَّحْمَٰنُ وَصَدَقَ ٱلْمُرْسَلُونَ
"Eyvah bize! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? Bu, Rahman'ın vadettiğidir. Peygamberler, gerçekten doğru söylemiştir." derler.
إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةًۭ وَٰحِدَةًۭ فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌۭ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ
Sadece korkunç bir ses olur. Bunun üzerine onların hepsi hemen huzurumuzda hazır bulunurlar.
فَٱلْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌۭ شَيْـًۭٔا وَلَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
O günde hiçbir kimseye en ufak bir zulüm yapılmaz. Siz işlediğinizin ancak karşılığını görürsünüz.
إِنَّ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ ٱلْيَوْمَ فِى شُغُلٍۢ فَٰكِهُونَ
Doğrusu bugün, cennetlikler eğlenceyle meşguldürler.
هُمْ وَأَزْوَٰجُهُمْ فِى ظِلَٰلٍ عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ مُتَّكِـُٔونَ
Kendileri ve eşleri gölgeliklerde, tahtlar üzerine yaslanmışlardır.
لَهُمْ فِيهَا فَٰكِهَةٌۭ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ
Orada, onlar için meyveler vardır. Canlarının istediği her şey onlarındır.
سَلَٰمٌۭ قَوْلًۭا مِّن رَّبٍّۢ رَّحِيمٍۢ
Rahim olan Rabden sözlü bir selam vardır.
وَٱمْتَٰزُوا۟ ٱلْيَوْمَ أَيُّهَا ٱلْمُجْرِمُونَ
Ey günahkârlar! Bugün siz (bir tarafa) ayrılın!
۞ أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَٰبَنِىٓ ءَادَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا۟ ٱلشَّيْطَٰنَ ۖ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّۭ مُّبِينٌۭ
"Ey Ademoğulları! Size, Şeytan'a ibadet etmeyin. Çünkü o, sizin apaçık düşmanınızdır." deyip söz almadım mı?
وَأَنِ ٱعْبُدُونِى ۚ هَٰذَا صِرَٰطٌۭ مُّسْتَقِيمٌۭ
Bana ibadet edin. Dosdoğru yol budur, demedim mi?
وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنكُمْ جِبِلًّۭا كَثِيرًا ۖ أَفَلَمْ تَكُونُوا۟ تَعْقِلُونَ
O, sizden çoğu toplumları saptırmıştı. Hiç mi akıl erdirmiyordunuz?
هَٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِى كُنتُمْ تُوعَدُونَ
İşte bu, size vadedilen Cehennem'dir.
ٱصْلَوْهَا ٱلْيَوْمَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ
Küfrünüz (İnkârınız) sebebiyle bugün girin oraya!
ٱلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَىٰٓ أَفْوَٰهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَآ أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
O gün onların ağızlarını mühürleriz. Yaptıklarını bizlere elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder.
وَلَوْ نَشَآءُ لَطَمَسْنَا عَلَىٰٓ أَعْيُنِهِمْ فَٱسْتَبَقُوا۟ ٱلصِّرَٰطَ فَأَنَّىٰ يُبْصِرُونَ
Dileseydik; gözlerini silme kör ederdik de, o zaman doğru yolu bulmaya koşuşurlardı. Fakat nasıl görecekler ki?
وَلَوْ نَشَآءُ لَمَسَخْنَٰهُمْ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمْ فَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ مُضِيًّۭا وَلَا يَرْجِعُونَ
Eğer dilesek; oldukları yerde onların şekillerini değiştirirdik de, ne ileriye gitmeye güçleri yeterdi, ne de geri gelmeye.
وَمَن نُّعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِى ٱلْخَلْقِ ۖ أَفَلَا يَعْقِلُونَ
Kime uzun ömür verirsek onu yaratılışında tersine döndürürüz. Hâlâ akletmiyorlar mı?
وَمَا عَلَّمْنَٰهُ ٱلشِّعْرَ وَمَا يَنۢبَغِى لَهُۥٓ ۚ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌۭ وَقُرْءَانٌۭ مُّبِينٌۭ
Ona şiir öğretmedik, ona yakışmaz da. Bu, yalnızca bir öğüt ve apaçık Kur’an’dır.
لِّيُنذِرَ مَن كَانَ حَيًّۭا وَيَحِقَّ ٱلْقَوْلُ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ
(Kur'an,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve küfre sapanların üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir).
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّا خَلَقْنَا لَهُم مِّمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَآ أَنْعَٰمًۭا فَهُمْ لَهَا مَٰلِكُونَ
Kendi elimizle onlar için yarattığımız hayvanları görmüyorlar mı? (Bu sayede) Onlar bunlara sahip olmuşlardır.
وَذَلَّلْنَٰهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ
O hayvanları, onların emrine verdik. Onlardan kimine biniyorlar, kiminin de etini yiyorlar.
وَلَهُمْ فِيهَا مَنَٰفِعُ وَمَشَارِبُ ۖ أَفَلَا يَشْكُرُونَ
O hayvanlarda, insanlar için daha başka faydalar ve içecekler vardır. Hâlâ şükretmiyorlar mı?
وَٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةًۭ لَّعَلَّهُمْ يُنصَرُونَ
Belki yardım görürler diye Allah'tan başka ilahlar edindiler.
لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُندٌۭ مُّحْضَرُونَ
Onlar, kendilerine yardımda bulunmaya güç yetiremezler. Aksine kendileri onlar için hazırlanmış askerlerdir.
فَلَا يَحْزُنكَ قَوْلُهُمْ ۘ إِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ
Artık onların sözleri seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de açıkladıklarını da elbette biliyoruz.
أَوَلَمْ يَرَ ٱلْإِنسَٰنُ أَنَّا خَلَقْنَٰهُ مِن نُّطْفَةٍۢ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌۭ مُّبِينٌۭ
İnsan, kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmüyor mu? Derken, o apaçık bir düşman kesiliverir.
وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًۭا وَنَسِىَ خَلْقَهُۥ ۖ قَالَ مَن يُحْىِ ٱلْعِظَٰمَ وَهِىَ رَمِيمٌۭ
Kendi yaratılışını unutup, bize örnek veriyor: "Bu çürümüş kemikleri kim diriltebilir?" diyor.
قُلْ يُحْيِيهَا ٱلَّذِىٓ أَنشَأَهَآ أَوَّلَ مَرَّةٍۢ ۖ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ
De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratılmışı hakkıyla bilendir."
ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلشَّجَرِ ٱلْأَخْضَرِ نَارًۭا فَإِذَآ أَنتُم مِّنْهُ تُوقِدُونَ
Yeşil ağaçtan sizin için ateş çıkaran O’dur. İşte siz ateşi ondan yakıyorsunuz.
أَوَلَيْسَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يَخْلُقَ مِثْلَهُم ۚ بَلَىٰ وَهُوَ ٱلْخَلَّٰقُ ٱلْعَلِيمُ
Gökleri ve yeri yaratan onların bir benzerini yaratmaya güç yetiremez mi? Evet, elbette kadirdir. O hakkıyla yaratıcıdır ve her şeyi bilir.
إِنَّمَآ أَمْرُهُۥٓ إِذَآ أَرَادَ شَيْـًٔا أَن يَقُولَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: 'Ol!' demesidir. O da hemen oluverir.
فَسُبْحَٰنَ ٱلَّذِى بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍۢ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Her şeyin mülkü elinde olan ve sizin de kendisine döneceğiniz Allah (noksanlıklardan) münezzehtir.
İlgili esmalar
99 isimİlgili dualar
- DuaVefat eden için dua: Cenaze duası, okunuşu ve anlamıVefat eden biri için okunacak en kapsamlı sahih dua, Peygamberimizin bir cenaze namazında okuduğu “Allâhümma…→
- DuaKabir ziyareti duası: Mezarlıkta ne okunur?Mezarlığa girince okunacak sahih dua, Peygamberimizin sahabeye öğrettiği “Es-selâmü aleyküm ehle’d-diyâri mi…→
- DuaHacet duası ve hacet namazı: Arapçası, okunuşu ve derecesiHacet duası, bir ihtiyacı olanın abdest alıp iki rekât namaz kıldıktan sonra okuduğu “Lâ ilâhe illallâhü’l-h…→
Diğer sureler
- Kur’anFetih suresiFetih, Kur’an’ın 48. suresidir; 29 âyettir ve Medine döneminde, Hudeybiye Antlaşması’ndan dönülürken yolda i…→
- Kur’anVâkıa suresiVâkıa, Kur’an’ın 56. suresidir; 96 âyettir ve müfessirlerin çoğuna göre Mekke’de inmiştir. Kıyametin mutlaka…→
- Kur’anDuhân suresiDuhân, Kur’an’ın 44. suresidir; Kûfe sayımına göre 59 âyettir ve Mekke döneminin sonlarında inmiştir. Adını…→
- Kur’anMülk suresiMülk suresi Kur’an’ın 67. suresidir; 30 âyettir ve Mekke döneminde inmiştir. İlk kelimesinden dolayı Tebârek…→
- Kur’anZilzal Suresi Oku: Arapça ve Türkçe MealiZilzâl suresi, kıyamet günü yerin şiddetle sarsılıp içindekileri dışarı atacağını, insanların yaptıklarının…→
- Kur’anRahmân suresiRahmân, Kur’an’ın 55. suresidir ve 78 âyettir. İndiği yer tartışmalıdır; çoğunluğa göre Mekke döneminde inmi…→
Bunlara da bakabilirsin
- Derdine göreŞifa için esmalarŞifa hâlinde okunan 9 isim, anlamları ve zikirleri.→
- DuaVefat eden için dua: Cenaze duası, okunuşu ve anlamıVefat eden biri için okunacak en kapsamlı sahih dua, Peygamberimizin bir cenaze namazında okuduğu “Allâhümma…→
- DuaKabir ziyareti duası: Mezarlıkta ne okunur?Mezarlığa girince okunacak sahih dua, Peygamberimizin sahabeye öğrettiği “Es-selâmü aleyküm ehle’d-diyâri mi…→
- DuaŞifa duası: Arapçası, okunuşu ve anlamıPeygamberimiz hastalara sağ eliyle dokunup “Allâhümme rabbe’n-nâs, ezhibi’l-be’s, işfihi ve ente’ş-şâfî…” di…→
Kaynaklar
- Kur’anYâsîn suresi, Rowwad Tercüme Merkezi meali (QuranEnc.com)
- Hadis · zayıfTirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân (2887) · zayıf
- Hadis · zayıfEbû Dâvûd, Cenâiz (3121) · zayıf
- Hadis · zayıfİbn Mâce, Cenâiz (1448) · zayıf
- Hadis · hasenTirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân (2910): her harfe on sevap
- TDV İslâm AnsiklopedisiTDV İslâm Ansiklopedisi: Yâsîn Sûresi
Bağlantılar 26 Ekim 2026 tarihinde açılıp kontrol edildi. Âyet anlamları özet niteliğindedir; tam meal için kaynak bağlantısına bakılabilir. Hadis dereceleri hadis âlimlerinin değerlendirmelerinden aktarılmıştır.
Dinî hüküm için Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu açıklamalarına başvurulabilir.